IMG_7190

Bir fotoğrafın hikayesi

By on Eylül 9, 2015

IMG_7190

Sabahın 7’si olay yeri Antalya Kemer:)

Annem ve babamı bir gece önceden fotoğraf çekmek istediğime hazırlamıştım.

Sabah kimseler denize inmeden derin sularda olmalıydım.Otel odasındaki yastığı alıp kumsala doğru yürümeye başladım.Sabahın körleri çok güzel anlardır ve malesef çoğumuz uykuda o güzel anları kaçırırız.

Yastığı denize atacak ve denizde güneşe doğru uyanmış bir kadın olucaktım.Hadi ama böyle şeyleri her zaman yapmaz mıyız?:))Aslında bilinçaltımızda her zaman yaparız rüyalar tamamen bunun için varlar.

Yürürken bir gerçekle yüzleştim ki o da yastığın denize girmesiyle ıslanacağı ve ağırlaşarak batmaya başlıyacağıydı.Bu durumda denize giderken yeni yastık araştırmasına girdim:))Çok fazla sürmedi bu çabam,her zamanki gibi şanslıydım.Çimenlerin üstünde duran bahçe mobilyalarından birinin yastığı su geçirmez bir yastıktı.Artık elimde kocaman 2 yastıkla denize gidebilirdim:)

Ama yolda beni cezbeden hatta aklımı yitirten başka bir şeye gözüm çarptı.Sahil localarının perdeleri:))Sanırım otel tarihinde ilk ve son kez çalışan görevli çocuktan perdeleri sökmesini isteyen kişi annem olucaktır.Hele isteyiş şeklimiz ve sevimliliğimiz acınasıydı:))

Oldukça derin sularda yastığım ve denize attığım perde ile fotoğrafa hazırdım.O gerçekten çok sevdiğim tek bir kareyi çekmemiz yaklaşık 40 dakika sürdü.Perde her yerime dolandı,yastığın yedeğinide taşıdık çünkü biri su aldı:))Bizi seyreden bir bayan gerçekten anlamayan gözlerle baktı ama sonra yardım edip denizde perdemi düzeltti:))

Çok sevdiğim fotoğraflar var ama bu rüyanın gerçekle buluştuğu andı.

Birgün yine benim için bu anın ötesine geçen bir fotoğraf çekebilirim ama bugün tamda şuanda rüya ile gerçeğin tamda içiçe olduğu hayatı en iyi ifade edebildiğim kareydi.

İç huzurumu en iyi dengeleyebildiğim anlar o fotoğrafları çektiğim anlar.Tarifsiz bir tatmin ve gerçeklik duygusu.Sizde sakın ama nasıl yapıcam demeyin önce deneyin;)

not:Öyle güzel bir ülkede yaşıyoruz ki geriye kalan ve ihtiyacımız olan tek şey barış ve medeniyet…Böyle bir coğrafi güzellik çok az yerde varken enerjimizi kavgaya harcamamız  ve halen kadınları birey olarak görememiz çok ama çok yazık…

IMG_7186

 

1 Yorum

Acelya Erbaycu

Eylül 9, 2015 @ 11:09

Reply

Kaç zaman oldu seninle yazışalı değil mi? Fırsat oldu buluştuk konuştuk güldük, en çok da paylaştık. O günlerden beri içimde ”bu kızdaki enerji birini hatırlatıyor bana” diyordum. Geçenlerde bir kitap aldım elime başladım okumaya,”işte” dedim “bu işte, enerji aynı”. İllaki tanışmam gerekmiyor yazanla ama biliyorum onda da bana geçen enerji aynı. Başladım yeni kitabından okumaya ama bir bölüm var ki, işte yazan ve yazıştığım kişideki gördüklerim …

Secdusum, ara verdin yazmaya ama bir kere daha neden yazman gerektiğini hatırlaman için sana Nil Karaibrahimgil ‘in yeni kitabı “Kelebeğin Hayat Sırları” ndan alıntı yapıyorum. (Sayfa 45-46-47, evet senin okuman için kitabın bu bölümlerini oturdum klavyede hiç üşenmeden yazdım-böylece yazarken bir kez daha yazıyı özümsedim )

Hani bana enerji veriyorsun diyordum ya işte kitaptaki bölümün başlığı “Nasıl havalandığımı buldum”

“Sanırsın böyle büyük, kocaman bir gemi geldi. Başka ülkelerden taze meyveler, bilmediğimiz şerbetler, yeni haberler getirdi.
Sanırsın ben o sırada limanın oradan geçiyordum ve bunları ilk ben duydum. Bir Pazar günüydü. Fazla bir şey beklenmeyen bir gün. Sırf o sırada oradaydım diye tanıklık ettiğim bir güzelliğin tesadüfünü kutluyorum sanırsın.
Nasıl havalandığımı buldum. Böylelikle nasıl havalanabileceğini de bulmuş oldum.
Hayatın anlam kazanınca havalanıyorsun. Sabah bir uyanıyorsun, bütün yorgunluğun seni terk etmiş. Dün yorgun başını ıslak saçlarla yastığa koyduğunda, ilk trene atlamış gitmiş. Kalbindeki motorların gücüyle havalanıyorsun. Bir davulcu atak yapıp duruyor sanki kalp atışlarında. Sana bir haller oluyor. Sende bir değişiklik var. Hayatın maddi manevi tüm mikroplarına aşılı gibisin. Ruhunda daimi bir gülümseme, bizim duymadığımız şakalara güler gibisin. Ayakların da yerde değil.Kötü şeyler o kadar da kötü değil. Korkacak birşey yok. İşte böyle görünüyor havalanınca hayat.Herşey küçük. Sen de görünmüyorsun bile. Kanat olmuş uçuyorsun. Hareket oluyorsun. Bir hareket ne kadar görünürse o kadar görünüyorsun işte.
Sen kendini sıkıp düşlerinin peşine düştüğünde, ilk 10 kilometrede, hatta 20,30,40 kilometrede yalnız gidiyorsun. Buralarda yol kenarlarında duran çok insan görmek mümkün. Yahu demişler, ne ufukta düşümün gerçekleştiğini görüyorum ne de arkamdan gelen var. Durup, geri dönüyorlar. Halbuki “düş”, cevabı içinde saklı kelimelerden.”Düş” diyor peşine. Sırf yolculuk olsun diye yapılan bir şey olsa da. Eğer yılmaz da bu yalnızlığa, sise, yorgunluğa dayanırsan yanında ayak sesleri duymaya başlıyorsun. İnsanlar o kadar harikuladedirler ki, düşlerinin peşine düşenin peşine düşerler. Kimse meydanda fazla vakit harcamak istemez. Eğer adamın biri çıkagelir de, ben falanca yere gidiyorum, orada filanca yapacağım derse, peşinden giden olur. Hayat sadece yol alarak yaşanır.
Yola, varılacak olmasa da yürüyeceğim muamelesi yaptığında, illa ki kalabalıklaşıyorsun ve bir müddet sonra o muhteşem altın kubbeli şehir görünüyor.O şehrin bir şartı var. Oraya varılamıyor. Ama sen zaten varmanın çok sıkıcı olduğunu biliyorsun. Yol almanın müptelasısın. Yürürken yanaklarını yanaklarına sürttüğün o rüzgar olmayacak orada. Varılan yer hem durağan, hem de tatminsiz dolu. Sokaklarında “ayy burası mıymış?” sorusunun fısıldandığı yapay bir cennet. İstemezsin sen onu. Görmemiş gibi yapar geçersin.
Hayat sadece sen yol aldığında anlamına kavuşuyor. İnsanı sadece hayata anlam katan, başkalarına değerli bir şey söyleyen, terle, sevgiyle yazılmış şeyler havalandırıyor. O bir pırpır uçak. Şatafat bekleme ondan. Sana herşeyi kuşbakışı gösteriyor, daha ne yapsın? Seni bir kedi gibi ruhunun boynundan tutup kaldırıyor…
Nereden mi biliyorum tüm bunları? Kolumda morluklar, sırtımda çizikler, boynumda, sırtımda, bacaklarımda ağrılar var. Bir hayalin peşine düştüm, yolunu aldım. Deresini tepesini düz gittim. Yol üstünden kalabalıklaştım. Harikulade insanlar hepsi. Sevgiyle yürüdüler benimle. An oldu, bir ipliği dört kişi iğne deliğinden geçiremedik. Birimiz iğneyi tuttu, birimiz ışığı. Birimiz ipliği deliğe soktu, birimiz öbür taraftan çekti. An oldu, boşluğa, uykusuzluğa, kuşkuya düştük. Ama düş böyle bir kelime işte.
Bu sabah, kalbimde bir davul atağıyla uyandım. Havalanmışım.
Kafamı manzaraya dönmüşüm bile.”

Bugünkü yazının manzarası da şahane, işte bir “düş” ve peşine “düş”…
Çünkü düşlerinin peşindeyiz !

Yorumlar