maggie

Bir kaktüsüm ama keşke nilüfer olsam…

By on Temmuz 23, 2016

Vücudumuzda kahvenin yarattığı zinde olma hissini başka nasıl sağlarız diye sorarsanız beynimizi olanca gücüyle kullanmaya çalışmak derdim.Bu gece sinemada İngilizce bir filmi altyazısız bir şekilde seyretmeye çalışırken bundan birkez daha emin oldum.İngilizce;çok sevdiğim ve öğrenmeye başladığım 11 yaşımdan beri her zaman ilgimi çeken bir dil olmuştu.Londra’yı bu kadar çok sevmemin kesin nedenlerinden biri anlayabildiğim ama konuşurken süreli aynı kalıpları kullandığım bu dildi:)

Öncelikle gittiğimiz sinema çok önemli bir yer çünkü aklınıza gelebilecek gelmiş geçmiş en iyi sanatçıların çoğunun albümü bu sinemanın içinde bulunan stüdyoda kaydedilmiş.”Olympic Studio” Londra’nın Barnes adında masalsı bir bölgesinde.Minik Victorian tarzı tuğla evlerin,gölünde ördeklerin yüzdüğü parka doğru açıldığı ”ama bu haksızlık” dediğimiz yerlerden:)

Londra’da(hatta bütün yurtdışı seyahetlerinde) ilk kez sinemaya gidiyor olmam artık burada bir turist olmaktan çıktığımın en büyük işaretiydi.Film arası diye birşeyin olmadığı ve insanların büyük bir zerafetle filmden sonra çıkan yazılarıda beklediği bir salonda kendimi çok ama çok mutlu hissettim.Bütün aklımı diyalogları anlayabilmek için filme verirken en çok özlemini çektiğim bu meraklı,neşeli,öğrenmek için deliren halimi Beatles’in ”All you need is love” şarkısını kaydettiği bu yerde bulmam çok ironikti.

Eğer sizde seyretmek isterseniz biz bu gece Maggie’nin Planı diye bir film seyrettik.Bu filmde de göreceğimiz gibi insanlar o an  egolarını şişiren ya da ihtiyaçlarını karşılayan kişilere karşı olan duygularını hemen aşk ile karıştırabiliyorlar.Hangi erkek kendine dair istediği gibi şeyleri duymak ve karşısında ayılıp bayılan bir çift göz görmek istemez ki?Ve hangi vücut saati hızla ilerlerken çocuğu olma şansının azaldığını anlayan kadın daha fazla oyalanır ki?:)

Maggie’yi oynayan Greta Gerwig’e bayılıyorum.Ve filmin anlattığı pek çok şeye hak veriyorum.Bu gece bu filmi altyazısız seyretmekten,içinde bulunduğum ortamdan böyle keyif almamın en büyük sebebi yabancılık hissinin verdiği tazelikti.Dibimde oluşan tortuları bu tazelik temizlerken iyi ki dedim kendi kendime.İyi ki içimden geldiği gibi apaçık,yalansız,dolansız sevebildiğim insanlar oldu.

Artık kendimi daha fazla sıkıcı,hep orada olduğu için üste düşen biri gibi hissetmek istemiyorum.Bundan sonra geriye kalan ömrümde dilediğim gibi sevebileceğim,aklıma gelen dilediğim deliliği paylaşabileceğim,beni sürekli pohpohlayan değil ama yanımda olduğunu hissettiren,dostluğun doğallığında olan ”beni merak etmiştir” duygusuna sahip insanlar istiyorum.

Benim çoşkum paylaşmakta ve siz sevgili okuyanlar burada yeni bir yazı var mı diye bakıyorsanız bu çoşku sizinde içinizdedir.Birgün sizde yabancılık hissinin verdiği bir tazelik yaşamak isterseniz az kullandığınız ama gelişmesini istediğiniz bir yanınızı kullanmayı deneyin.Böylece daha az kahve içip daha çabuk ayılırsınız.

Maggie’nin filmde söylediği ve bayıldığım o cümle gibi:

”Belkide ben bir kaktüsüm.Azıcık su ile yaşayabiliyorum.”

Bu cümleyi filmde dinleyince aklıma ilk şu geldi.Karşısınızda ki kişi sizi azıcık suyla yaşayan bir kaktüse çevirebilir ya da kökleri suda olan bir nilüfere.

Mutlu Haftasonları.

 

 

 

2 Yorumlar

Cigdem

Temmuz 23, 2016 @ 23:16

Reply

Evet ben tam da soylediginiz gibi surekli yeni yaziniz var mi diye bakanlardanim:)
Filmdeki cumleye de sizin cumlenize de bayildim,cok dogru…

BURCU

Temmuz 25, 2016 @ 14:32

Reply

Secdusum seni çok özledim bir türlü begümle birlikte gelebilmek nasip olmadı :(
Evet bende yazılarını her gün kontrol ediyorum:)
Beni sanki bulunduğum ortamdan ayırıp secdusun renkli dünyasına götürüyor:)
Seni çok seviyorum :)

Yorumlar