this

This Beautiful Fantastic

By on Ağustos 1, 2017

Bir film size neler verdiğinde o filmi çok seviyorsunuz?

Kendinizi bulduğunuzda mı,asla cesaret edemeyeceklerinizi yapıyormuş gibi hissettiğinizde mi,biz uçamayan zavallı insanlar uçtuğunda mı,arabayı 250 km hızla kullanıp polislerden kaçan ya da kötü adamların peşine düşenleri gördüğünüzde mi?

”This Beautiful Fantastic” filmi kısaca bir hedef göstermem gerekirse obsesif ve hayalperest bir karakteri sevebilecek,kitap,daktilo,Londra,kütüphane,park,çiçek,yazar ve bahçe kelimlerini size verdiğimde heyecanlanabilecek insanlar için.Bu kelimelerden birine bile tahammülünüz yok ise yazının devamını okumaktan vazgeçebilirsiniz;)

Hayatımda merak ettiğim ve içinde bulunmak isteyebileceğim birkaç işten biri kesinlikle kitaplarla ilgili olan herşey.(Hatta kitaplarla ilgili bir fikrim bile var ama önce toprağımı sıfırdan ekebilmek için eski kökleri sökmeli ve herşeyi hazırlamalıyım.Filmi seyrederken toprak ve eski kökler bölümünde beni hatırlayın;)Film kütüphanede çalışan ve çocuk kitabı yazarı olmak isteyen,yaşlı yan komşusu ile başı biraz dertte olan obsesif bir kadın karakter üzerine kurulu.Bella’yı seyretmek bana niye bu kadar iyi geldi?Çünkü Bella birkaç az ve öz eşyadan ibaret evinden sabahları çıkıp Londra’ya bir kütüphaneye çalışmaya gidiyordu.Hergün aynı gömleği ve uzun eteği üzerinde ve hafızası her bir raftaki yazar isimleri ile doluydu.Film günümüzde geçiyordu ama Bella’nın cep telefonu yoktu.Hiçbir fikri olmadığı bahçe işleriyle uğraşması gerekiyordu çünkü bahçesini düzenlemez ise evden çıkarılıcaktı.

Hayatta sadece basit bakış açıları içimizdeki kökleri sökebilir.Toprağımızın havalanmasını,yenilenmesini sağlar.Uğruna ömrünüzü geçirmeye değeceğini inandığınız şey ne ise sorumlukluklamızı yerine getirdikten sonra onlarla yaşamalıyız.Eğer o halimizden memnun ve mutlu isek kimilerine göre ”kendimizi tekrar etmek” olarak algınan o şeyden vazgeçmek yerine daha sıkı tutunmalıyız.Siz aynı gömleği giymeyi seviyorsanız başkalarının ne dediği ile ilgilenmeden aynı gömleği giymeye devam etmelisiniz.Hep aynı şeyi giyen bir insanı kolayca sıkıcı diye adlandırabilecek kişilerden uzak durmanın bir zararı yok.

Bu haftasonu kısa bir tatilden dönerken seyrettim bu filmi ve aklıma bütün insanlar aynı olsaydı hayat nasıl bir yer olurdu diye geldi.Hepimiz aynı yüz,aynı ses,aynı vücut yapısına sahip olsaydık nasıl ayırt edilebilirdik birbirimizden.Bütün dış görüntüler ve sesler aynı iken acaba nasıl bir kişi bizim için farklı ve özel olabilirdi.Acaba kaçımız ete kemiğe ve sese bürünmüş dış halimizden hiç etkilenmeden bir kişiyi hayatına dahil edebilmişdi ki.

Bence bu filmde az eşya,sade elbiseler,bahçe ve basitliğe tezat düşen tek şey güzel bir kadın ve bebek suratlı yakışıklı bir genç adam ikilemesiydi.Birkez kadın ya da adam o kadar muhteşem olmasa filmde o kadar muhteşem olmayan dünyevi şeylerede yapılan övgü öne çıkabilirdi:)

Tam sadeliğe kavuşma iç huzuruna erecekken bize bunu yapmamalıydı…

 

 

not:1

Nasıl tatlı bir şarkı

 

2 Yorumlar

Emine Cebeci

Ağustos 1, 2017 @ 10:06

Reply

Günaydın,
Bazı kelimeleri duyunca heyecanlanan biri olarak filmi hemen izlemeye koyulacağım tabi ki :) Yazılarınızı özlüyorum bilin istedim. Kitap ve Film tavsiyelerinizi önemsiyorum. Yıllardır her sabah aynı şekilde elime her kahve alışımda direk sitenize girip, bakalım yeni yazı var mı diye heyecanlanmayı da seviyorum. Kendine yakın insanları, yakınında tutmalı insan. Bir de sokaklara bir kap su, biraz mama da koyalım :) Bir sonraki yazıyı heyecanla bekliyor olacağım Sevgili Secda :)

admin

Ağustos 4, 2017 @ 08:16

Reply

Çook teşekkür ederim her sabah baktığınız için.Ayrıca buraya bıraktığınız yorum benim için inanılmaz kıymetli.Sevgiler

Yorumlar